trolljegeren (2010)
mockumentary, günümüzde sık rastlanan ve, görülen o ki, ileriki dönemde daha da sık rastlayacağımız bir tür. maksadı ise esasta olmayan bir olayı sanki gerçekmiş gibi izleyene sunmak ve bunu da belgesel formatında gerçekleştirmek. norveç'ten çıkan ve düşük bütçeli bir film olan "trolljegeren" yani trol avcısı, bu türe ait bir film.iskandinav mitolojisinin korku öğelerinden biri olan trolleri odağına alan film, trollerin gerçek olduğu konusunda seyirciyi ikna edebilmek için izleyene çeşitli açıklamalar yaparak başlıyor. norveç'te bir üniversitede okumakta olan 3 kişilik bir öğrenci grubunun proje ödevi, belgesel hazırlamaktır. konu olarak kaçak ayı avı üzerine eğilen öğrenciler, çekimleri sürdürürken ayı avcısı olduğunu düşündükleri, gizemli bir adamın peşine takılırlar. bir süre takipten sonra adamın trol avcısı olduğunu öğrenen grup, adamla beraber trol avına katılır.
"trolljegeren", son dönemde karşımıza bolca örneği çıkan el kamerasıyla çekilmiş filmlerden biri. olayları grubun kamerasından takip ediyoruz. grupla beraber trol için pusuya yatıyoruz, onlarla beraber trollerden kaçıyoruz ve saklanıyoruz. yani bir şekilde filmin içine dahil oluyoruz. ki bu da bir mockumentary filminin sunması gereken inandırıcılık niteliğine katkıda bulunan bir durum.
trol denen yaratık her ne kadar kültürümüze uzak olsa da, insana korku verebilecek sahnelere sahip olan film, korku öğesini tüm filme yaymamış. bu nedenle de "trolljegeren"e korku filmi olarak yaklaşmak yersiz olur. film, daha çok troller ne yer ne içer, nasıl yaşarlar ve neden avlanırlar üzerine kurulu. izlemeye karar vermeden önce bu noktaya dikkat etmekte fayda var.




































toplum düzeni; kısaca aile, sevgili, kariyer, seks, iş, para gibi unsurların varlığını tamamen silip atmaya yönelik girişiminde oldukça başarılı olan chris mccandless, aslında "mutluluk sadece paylaşıldığında anlamlıdır" ilkesini benimsememekten yanadır. belirttiğim unsurları silip atma yöntemi birçoğumuzun hayalinden pek farklı değildir aslında. genellikle ergenlik dönemindeki gençlerimizin başta aile baskısı olmak üzere, çeşitli sıkıntılarından kurtulma hayalini gerçekleştirmiş olan chris mccandless, çok iyi örnek olmamakla beraber, filmin sonunda da bunu kanıtlıyor. (mesela o karda boxer ile gezilmez)
filmi oldukça çekici yapan unsurlardan bir diğeri ise sevgili eddie vedder'ın sesinden dinlediğimiz soundtrack albümüdür. özellikle hard sun, society, far behind gibi harika şarkılar barındıran albüm, filmi izlerken, yaşamamıza sebep oluyor.





