icraatın içinden

sıcağı hiç sevmem, haliyle yazları da. aslında çocuklukta ve ilk gençlikte herhangi bir sorunum yoktu yazla. ne zaman ki üniversitede yaz okulunun abonesi oldum, o zaman benim için kayıp mevsim oldu yaz. hala da öyle. meslek icabı, şu ana kadar yazları çalışmamamın da katkısı büyük. evde oturulduğunda daha da kayıp gözüyle bakıyorum. hareket ettikçe terleyeceğini, yapış yapış bir formata bürüneceğini bilmek beni daha fazla tembelliğe itiyor. denize 5 dakika uzaklıkta oturduğum halde içine girebilmek için kilometrelerce yol kat etmek pek de bana göre değil. istisnası da oldu tabi geçen hafta. sadece 3 saatlik bir otobüs yolculuğuna katlanamadığımdan dolayı 1 yıldan beri uğramadığım ayvalık'a gitmek farz oldu.

aile büyüklerini ziyaret etmek, dostlarla vakit geçirmek, bir isveçli çiftle beraber kültür şokları yaşamak, sabahın ilk ışıklarına kadar kana alkol karıştırmak, sonrasında kokoreç krizine girmek, geceyi ayvalık'ın hırçın poyrazı altında tahta bir iskelenin üzerinde noktalamak, sabah lanet olası baş ağrısıyla uyanmak, kankayla beraber tarkan sevmediğini ve onun müziğinde asla dans etmeyeceğini söylemek, akabinde önceki gece tarkan eşliğinde dans edilen videoyu izleyerek şok geçirmek... hepsi koskoca bir yazın tek haftasına sıkıştırılmış aktiviteler. ve tembel bünyem için fazlasıyla atraksiyon içermekte.

meselenin blog kısmına girecek olursak, son 6 aydır eskisi kadar aktif olmadığımız aşikar. güncelliği yitirdiğimiz de öyle. tabi bunun arkasında yatan nedenler var; hayatımızı kurtarabilmemiz için başka şeylere ağırlık veriyor oluşumuz vs... gerçi yazın gelmesiyle bu bahane ortadan kalktı ancak yazın sıkıcılığı çok fena sarmış durumda. ayrıca belli bir süre yazmamak insanın yazma alışkanlığını da köreltiyor. illa öykü - roman yazmak anlamında değil, şuraya üç beş satır bir şey karalamak bile zorlaşabiliyor. üstüne üstlük sevgili kişisi burçin'in de şehir değiştirip bilgisayarla daha mesafeli hale gelecek oluşu, blogu sadece benim elime (hadi buna keyfime diyelim) bakar hale getirdi. artık günceli yakalamak gibi bir kaygım yok, yabancı mihraklardan haberleri çevirip buraya ekleyecek enerjim de. tekdüze olan şeyleri sevmiyorum, bu en başta benim için geçerli. bu nedenle de blogun kabuğunda ve içerisinde ufak tefek değişiklikler yapmaktan yanayım. havalar soğudukça kendime geleceğimi ve bunu yapabileceğimi düşünüyorum. şimdilik bu kadar.

4 yorum:

can metin | 29 Ağustos 2010 14:57

yine kokoreç anasını satayım:)
sadfgfhgd burçin olayı ne lan? olm ben de çok koptum böyle dünyadan. uyku da var bir de

koray aykanat | 29 Ağustos 2010 15:04

bi süreliğine no kokoreç no söğüş. 93 kilo olmuşum.. en az 15 kilo vermem gerek.

burçin bu tarafa geliyo ya üniversiteye.

can metin | 29 Ağustos 2010 17:59

oha lan beni bile geçmişsin:))
olm ben de ankara'ya filan gidiyor gibi anladım. gelsin tabii, kokoreç ısmarlarsın sadfggdfgs tosuncuk:)

koray aykanat | 29 Ağustos 2010 18:04

geçerim olm. her kulvarda birinciyim, önde gidenim.

yannız buranın kokoreçi istanbul'un kıytırık domatesli, biberli kokoreçine benzemez. izmir güzelidir :)