heima (2007)

aranızda björk, sigur rós, amiina, ólafur arnalds gibi izlandalı isimleri dinleyip, bir de üzerine o coğrafyadan insanı etkileyen fotoğrafları görüp de avrupa'nın üzerinde tek başına takılan bu ülkeye gitmek isteyen oldu mu? belki de gitmek istemeyen desek yeridir. öyle ki bu ülkenin bağrından kopup gelen ve melodilerini kulaklarımıza sunan sanatçılar sanki el birliği etmişçesine insanın bitini kanlandırıyor ve insanı bu ülkeye davet ediyor. eğer ilk başta sorduğum sorunun yanıtı evet ise "heima" sizin için çifte kavrulmuş lokum değerinde!
sigur rós elemanlarının 2006 yazında çıktığı dünya turnesinden sonra eve döndüğünde kafalarında bir proje vardı; izlanda'yı köşe bucak gezip, onlara kol kanat geren insanlara sürpriz konserler vermek. bu amaçla yola çıktılar ve uğradıkları yerlerde verdikleri konserlerden birer parça alıp bu belgesel tadındaki filmi oluşturdular.
evde anlamına gelen "heima" belgesel niteliği taşısa da grubun özeline derinlemesine dalmıyor. yani grubun tarihçesine, elemanlarının özelliklerine pek değinmiyor. genelde uğradıkları duraklarda grubun elemanlarının görüşleri üzerinde duruluyor. zaten içerisinde pek fazla konuşma geçmeyen belgeselde sigur rós parçaları daha fazla yer kaplıyor. şarkılara, canlı performansların yanı sıra bulundukları yerin görüntüleri eklenince insan ruhuna hem kulaktan hem de gözden giriş yapıyor "heima" ve izleyeni yakalamayı başarıyor. ki aynı tadı deftones'un "live in hawaii: music in high places" dvd'sinde de almak mümkündür.
björk'ün geçen sene yanına thom yorke'u alıp destek verdiği nattura'dan hatırladığımız izlanda'nın sanayileşme sürecinde yaşadığı çevre kirliliği sorununa değinen grup bu kirliliğe karşı hareket edenleri desteklemek için çıktıkları yerde bir de akustik takılıyor. yazının altında göreceğiniz, grubun en harika parçalarından olan "hoppípolla"yı icra ederken grup yanına sürekli beraber takıldıkları amiina'yı da alıyor ve ortaya şahane bir eser çıkıyor.
eğer hala belgeseli izlemediyseniz veya almaya niyetliyseniz "heima"'nın box set olarak satıldığını belirtmeliyim. sette, ilk disk belgeselden dvd'si, ikinci disk ise konserde çalınan orjinal ve editlenmemiş parçalardan oluşan cd. bu çalışmanın tek ve en kötü yanı ise, izleyende bir an önce izlanda'ya gitme isteğini arttırıyor oluşu. aman dikkat!
sigur rós elemanlarının 2006 yazında çıktığı dünya turnesinden sonra eve döndüğünde kafalarında bir proje vardı; izlanda'yı köşe bucak gezip, onlara kol kanat geren insanlara sürpriz konserler vermek. bu amaçla yola çıktılar ve uğradıkları yerlerde verdikleri konserlerden birer parça alıp bu belgesel tadındaki filmi oluşturdular.
evde anlamına gelen "heima" belgesel niteliği taşısa da grubun özeline derinlemesine dalmıyor. yani grubun tarihçesine, elemanlarının özelliklerine pek değinmiyor. genelde uğradıkları duraklarda grubun elemanlarının görüşleri üzerinde duruluyor. zaten içerisinde pek fazla konuşma geçmeyen belgeselde sigur rós parçaları daha fazla yer kaplıyor. şarkılara, canlı performansların yanı sıra bulundukları yerin görüntüleri eklenince insan ruhuna hem kulaktan hem de gözden giriş yapıyor "heima" ve izleyeni yakalamayı başarıyor. ki aynı tadı deftones'un "live in hawaii: music in high places" dvd'sinde de almak mümkündür.
björk'ün geçen sene yanına thom yorke'u alıp destek verdiği nattura'dan hatırladığımız izlanda'nın sanayileşme sürecinde yaşadığı çevre kirliliği sorununa değinen grup bu kirliliğe karşı hareket edenleri desteklemek için çıktıkları yerde bir de akustik takılıyor. yazının altında göreceğiniz, grubun en harika parçalarından olan "hoppípolla"yı icra ederken grup yanına sürekli beraber takıldıkları amiina'yı da alıyor ve ortaya şahane bir eser çıkıyor.
eğer hala belgeseli izlemediyseniz veya almaya niyetliyseniz "heima"'nın box set olarak satıldığını belirtmeliyim. sette, ilk disk belgeselden dvd'si, ikinci disk ise konserde çalınan orjinal ve editlenmemiş parçalardan oluşan cd. bu çalışmanın tek ve en kötü yanı ise, izleyende bir an önce izlanda'ya gitme isteğini arttırıyor oluşu. aman dikkat!





the nightmare before christmas












ailesini geçindirebilmek için çalışmak zorunda olan ve senede sadece bir kez, doğum gününde çikolata yiyebilen charlie, ünlü çikolata üreticisi willy wonka'nın düzenlediği yarışmaya katılabilmek için, 5 altın biletten birine sahip olmayı çok ister. yarışmada 15 yıldır açılmayan çikolata fabikasının kapıları açılacak, kazanan kişi hayatının sonuna kadar kendine yetecek çikolata sahibi olacaktır. aldığı ilk çikolatada şansı yaver gitmeyen charlie, ikinci çikolatada biraz daha şanslıdır. bileti bulan 5 kişiden biri olan ve hayatında unutamayacağı bir geziye dedesiyle birlikte gidecek olan charlie, willy wonka'nın veliahtı olduğunun farkında bile değildir.
willy wonka'nın büyük çikolata fabrikasına giden, aralarında charlie'nin de bulunduğu 5 çocuk, gördükleri inanılmaz manzaralar ve harika çikolatalar karşısında şoke olup, görmemişliğin sınırlarını aşarlar. halbuki hepsi maddi durumu iyi olan ve sürekli çikolata yiyebilen çocuklardır. charlie'yi onlardan ayıran da budur zaten. başından beri willy wonka, kazananın kim olduğunu bilmekle beraber, ufak oyunlarla bu kişiyi sona götürmektedir. 4 çocuğu eleyen ve sona kalan charlie, willy wonka'nın ona sunduğu mükemmel teklifi geri çevirip, ailesiyle olmaya devam eder. bu sefer pişman olan willy wonka olacaktır...

















