the fall (2006)

yönetmen tarsem singh'ın 18 ülke ve 26 farklı mekanda çektiği the fall'un senaryosunu dan gilroy, nico soultanakis ve tarsem singh beraber yazmış. berlin film festivali'nden ödülle dönen film aynı zamanda ülkemizde de istanbul film festivali kapsamında gösterildi. başrollerinde pushing daisies dizisinin ned'i lee pace'in yanısıra muhteşem oyunculuğu ve aksanı ile kendisine hayran bırakan catinca untaru ve justine waddell, kim uylenbroek gibi isimlerin yer aldığı filmin önemli bir özelliği de içerisinde hiçbir özel efekt bulundurmaması. kısacası imdb'nın layık gördüğü 8.0 puanı haketmekte olan bir film the fall.

filmlerde dublörlük yaparak geçimini sürdüren roy hem sakatlanarak hastanelere düşmüş, hem de çok sevdiği kız arkadaşı tarafından terkedilmiştir. 10 yaşlarında olan alexandra ise kolu kırıldığı için aynı hastanede bulunmaktadır. tesadüf eseri tanışan bu ikili, yaşadığı acılar yüzünden intihar etmek isteyen roy'un yürüyemediği için alexandra'dan morfin istemesi ve bunun karşılığında ona hikaye anlatması üzerine yakınlaşır.

sıkıntısını ve acısını alexandra'ya kendi ürettiği bir hikayeyi anlatarak geçirmeye çalışan roy, aslında küçük kızın psikolojisini yavaş yavaş çökertmeye başlayacaktır.

hikaye, acımasız vali odious'tan nefret eden ve onu öldürmek için yemin etmiş olan 6 adamın hikayesidir. odious'un binlerce kölesinden biri olan otta benga kardeşinin ölümüne sebep olduğu için, patlayıcı uzmanı luigi kusursuz bombalar yaptığından odious onu toplumdan dışladığı için, hintli adam güzel karısını elinden çaldığı için, ingiliz bilimci charles darwin ise araştırmaları için gerekli olan muhteşem kelebek americana exotica'nın ölüsünü yolladığı için odious'tan nefret etmektedir. aralarına daha sonra katılan mystic ise karnında güzel kuşlar besleyen! ve yaşadığı güzelim toprakları yaktığı için odious'tan nefret eden bir kabile üyesidir. kısacası hikayemizin ana teması ortak yanları vali odious'a olan nefretleri olan bu 5 adamın onu öldürmek için sarfettikler çaba ve adım adım yaklaşmalarıdır.

roy hikayeyi anlatır, alexandra dinler. alexandra dinlemeye başladıkça kendisini hikayenin içinde bulur. roy da yaşadığı ruh halinin yansıması olarak hikayeyi karmaşık ve acımasız bir hale getirir. sonuç mu? hayal gücünü yeni yeni keşfetmeye başlayan küçük bir kızın hikayenin içinde boğulması ve mutlu son için roy'a yalvarması.

aylar önce başlayıp son 20 dakikasını izlemediğim ve ertelediğim bir film the fall. sanırım film konusunda hayatımın en büyük pişmanlığını burada yaşadım. görsellik arayanlar için ideal bir film, hatta son değil tüm zamanların en iyilerinden. izlenmeli.

* filmin afişinin de sürrealizmin ustası salvador dalí'nin "il volto di mae west" eserinden esinlendiğini eklemek isterim.

3 yorum:

jane parker | 23 Eylül 2009 09:47

blogunuza ilk defa geliyorum ve anasayfada the fall'la karşılaşıyorum. Sizi takibe almam için yeterli bir sebep bu.
beni çok etkileyen, ender filmlerdendir the fall.
Roy'un Alexandria'yı intiharına yardımcı olması için kullanması, kızın Roy'u baba rolüne yerleştirmesi, Roy'un söylediği her şeyin Alexandria'nın kafasındaki yansımalarını görmemiz (örneğin dişlerin gücü temsil etmesi ve mistiğin ağzından dişleri fırladığı anda yaşlı hastaya dönüşüp güçsüzleşmesi) kısacası bir çocuğun hayal dünyasının kusursuz anlatımı ve kızın Roy'a duyduğu aşk (oedipus kompleksi diyelim)..

İzlediğim en iyi filmlerden biridir. Anlatım, hikaye, kurgu, renkler, müzikler..
Şahane.

koray aykanat | 23 Eylül 2009 11:36

hoşgeldin o halde blogumuza :)

nihilanth | 29 Eylül 2009 02:17

Film çekmenin ne kadar stresli bir iş olduğunu biliriz çoğumuz, yönetmen de adeta buna meydan okur gibi bu kadar uzun zaman zarfına yayarak ve farklı ülkelerde çekerek filmi tamamlamayı bilmiş, bu değirmenin suyu nereden gelmiş, nasıl kotarmış bilemiyorum ama "beğenmezsen öl" diyen bir film olmuş bu, bu yapay mükemmelliği en iyi başaran şüphesiz stanley kubrick idi, kendisi de kalp krizinden hayatını kaybetti. Bakalım Tarsem Singh'in yeni filmleri ve kaderi nasıl olacak.