taking woodstock (2009)

"crouching tiger, hidden dragon" ile dikkatleri üzerine çeken ve 2005 yılında "brokeback mountain" ile oscar ödülünü kazanan tayvanlı yönetmen ang lee, bu sefer dünyanın en önemli müzik olaylarından biri olan woodstock festivali üzerine eğilmiş. filmde ana karakterlerden biri olan elliot tiber ve tom monte'nin yazdığı “taking woodstock: a true story of a riot, a concert, and a life" kitabı james schamus tarafından senaryolaştırılarak ang lee'ye sunulmuş. filmde elliot tiber'i demetri martin canlandırmış. aynı zamanda birbiriyle rahatlıkla organik bağ kurabileceğimiz "into the wild"da alaska'ya yolculuğunu izlediğimiz alexander supertramp'i canlandıran emile hirsch, bu filmde karşımıza vietnam savaşı'ndan yeni dönmüş olan ancak savaşın sendromlarını üzerinden atamayan billy olarak çıkıyor.

filmin konusuna kısaca bir göz atalım. elliot tiber, geçimini iç mimar olarak kazanmaya çalışmaktadır. ancak işini yaptığı kişiler kendisine ücret ödememektedir. kalan zamanlarında yeteneği oldu resim üzerine çalışmalar yapan tiber, bu çalışmalarının da karşılığını alamamaktadır. ailesinin white lake'te işlettiği otelde de işler yolunda gitmemektedir. iyi hizmet anlayışının oldukça uzağında olan, bolşevik devriminden kaçarak amerika'ya gelen asık suratlı annesi otelin geleceğinin önündeki en büyük engeldir. aşmaları gereken diğer zorluk ise taksitlerini ödemekte zorlandıkları mortgage kredisidir. white lake'te durum böyleyken, woodstock'ın düzenlenmesi beklenen walkill'de de aksilikler yaşanmaktadır. festivale katılacak olan hippielerin beraberinde getireceği sorunlar! walkill ahalisini endişelendirir ve festivali kasabalarında düzenlemekten vazgeçerler. woodstock ventures yöneticilerinin yeni bir yer arayışı ile tiber'in finansal krize çözüm arayışları birbirlerini bulmalarını sağlar. ve woodstock daha önce ilan edildiği tarihlerde white lake'te düzenlenir.

"taking woodstock", adını aldığı festivali bize özne olarak değil de nesne olarak sunuyor. bu nedenle de filme, festivali anlatan bir film olarak yaklaşmamak gerekir. filmde festivalin yapıldığı yer olan white lake kasabası ve o kasaba sakinlerinden teichberg ailesi üzerindeki değişimlere daha çok odaklanılıyor. filmin senaryosunun tabanını aldığı kitabın olayların merkezinde yer alan elliot tiber tarafından yazılıyor oluşu, eğer gerçekler kendisi tarafından birebir yansıtıldıysa, festivalin arka bahçesi hakkında daha fazla bilgi sahibi olmamıza neden oluyor. örneğin festivalin bir noktadan sonra ücretsiz hale gelişinin nedenini, festival alanı henüz düzenlenirken kitlelerin alana gelmesi ve organizatörler tarafından da mecburen ücretsiz olarak içeriye alınmaları olarak biliyordum. hippielerin kitleler halinde white lane'e akmasına neden olan meğerse festival öncesi düzenlenen basın toplantısını yapan elliot tiber'in uçmuş kafayla festivalin ücretsiz olacağını saçmalamasıymış. bu da 80 bin civarı kişinin gelmesi beklenen festivale 800 bin kişinin katılmasına, haliyle de festivalin müzik tarihine altın harflerle yazılmasına neden olmuş.

altın harflerle yazılma nedeni sadece katılımın aşırı derecede fazla olmasıyla özetlenemez tabi ki. vietnam savaşı'nın yaşandığı yıllarda barış söylemi içerisindeki 'öteki' insanların, jimi hendrix, grateful dead, santana, joan baez, jefferson airplane, janis joplin gibi müziğin dev isimleriyle buluşması bu önemi yaratan. filmin başlarında da dönemin sorunu olan vietnam savaşı'na, savaştan dönen ve sendromları üzerinden atamayan billy üzerinden kısaca atıfta bulunuluyor. ekonomik kriz içerisindeki el monaco otelinin sahiplerinden baskın karakterli anne ise başlarda kasabayı istila edecek olan hippielere karşı tavır içerisindeyken festivalin kısa zamanda kendisi için büyük bir kapısı haline dönüşmesiyle tavrını giderek yumuşatıyor. tavrın en yumuşak haline ise annenin kendisine ikram edilen spacecake'lerden 4 dilim yediği sahnede rastlıyoruz. bizim bildiğimiz uyuşturucu aileyi parçalayan bir faktörken, burada aileyi bir araya getiriyor.

film, içeriğini bir müzik festivalinden almasına rağmen hiçbir sahnesinde konserlere rastlayamıyoruz. genel olarak organizasyon işlerini ve festival alanınında yaşananlara tanık oluyoruz. barış ve özgürlükten yana olan insanların nevalelerinden o ana dek uyuşturucudan uzak durmaya çalışan elliot tiber'e de pay düşer. bu kısımdaki sahneler, festival ile aynı yıl çekilen ve bir başka organik bağ kurulabilecek olan dennis hopper'ın "easy rider"ını aklıma getirdi. filmde adamımızın lsd aldığı sahneleri hatırlayın. o kaos anının hopper tarafından ne denli başarılı ele alındığını zaten unutmanız mümkün değil. ang lee'nin bize yansıttığı trip ise, bahsettiğim kadar başarılı olamasa da teknolojinin nimetleriyle farklı güzellikte (bu cümleden uyuşturucu güzellemesi yaptığım anlamını çıkaranın alnını karışlarım!).

"taking woodstock" bahsettiğim gibi festival sahnesinin kenarından dahi geçmeyen o anda yaşananlara odaklanan bir film. yer yer belgesel tadındaki görüntüleriyle de gerçeklik payını arttırıyor. bu yaklaşımla beklenrilerinizi oluşturup filmi izlemeye koyulursanız tatmin olacağınızı düşünüyorum.

2 yorum:

Bad'lik Amiri | 18 Ocak 2010 12:57

Gerçekten de beklentisiz izlenirse keyifli vakit geçirtebilecek bir film. Ama benim gibi hata yapıp, film hakkında en ufak bir yazı, yorum vs. okumadan izlediğinizde ve Woodstock günlerine dair bir şeyler beklediğinizde çok da güzel gelmiyor doğrusu.

koray aykanat | 19 Ocak 2010 15:37

filmin de handikapı aslında belirttiğin nokta. izleyecek olan direk festival filmiyle karşılaşacağını umut ediyor.