yumurta (2007)

semih kaplanoğlu’nun “yusuf üçlemesi”nin ilk parçasını oluşturan filmidir. başrollerinde nejat işler ve saadet ışıl aksoy yer alıyor.

küçük bir kasabadan istanbul’a göçerek küçük hayat yaşan bir kitapçının doğduğu topraklara geri dönüşüne tanıklık ediyoruz filmde. ilk sahnelerde kitapçının sahip olduğu o küçük dükkan, adamın dünyasını resmektedir. istanbul gibi kozmopolit bir yerde kendisine ait olan, yatıp kalktığı bir dünya. öyle ki dışardan etkenler bile cezbetmiyor bu adamı. bunu da akşam dükkan kapanmadan önce gelen çekici hatuna olan ilgisiz davranışlarından görebiliriz.

annesinin ölüm haberiyle köyüne ziyarete gidiyor. yaşamayı istemediği bu topraklardan annesini gömdükten sonra hemen kaçıp kurtulmak istiyor. ama önce annesinin vasiyeti karşısına çıkıyor. bu son isteği ileriki bi’ zamana ertelemek istese de çeşitli aksilikler çıkıyor karşısına. ve evdeki kızla yakınlaşma başlıyor içten içe. ama bu yakınlaşma herhangi bir fiili harekete de dökülmüş değil. zamanla alışıyor buradaki hayatına zaten şehirdeki hayatında onu çeken bir yan, bekleyen bir şey de yoktur. dediğim gibi film bir yere bağlanmayıp seyirciyi, tabi ilgili olanları, ikinci filme davet ediyor.

(15 kasım 2008'de karaladığım yazıdan)

2 yorum:

BiGaripWomen | 29 Haziran 2009 00:35

Daha en başından aslında sonunun bi yere bağlanmayacağını bile bile izlediğim bir kaç filmden biri..Ve açıkcası ödül alması sinirimi bozmuştu :) Neye göre veriyolar bu ödülleri bi anlasam :))

koray aykanat | 29 Haziran 2009 08:26

konuyu ağır tempoda anlatması sıkıcı olabiliyor ancak görsellik ve karakterlerinin oturmuş olması yönünden iyi bir film yumurta. hatta görsellik yönünden süt'ten daha iyi olduğunu düşünüyorum :)