wendy and lucy (2008)

çoktan beridir harddiskimin bir köşesinde sırasını bekliyordu bu film. aslında neyin sırası olduğu da meçhul. kafam hangi moddaysa onu tıklayıp izlemeye alıyorum. film başlayıp isimler akmaya başladığında michelle williams ismini gördüğümde öğünç geldi aklıma, pek sever bu hatunu. hatun da durduk yere çok küfür yemiştir benden öğünç yüzünden, neyse... yönetmen kelly reichardt senaryoyu jonathan raymond ile beraber yazmış.

michelle williams'ın canlandırdığı karakter olan wendy, köpeği lucy ile beraber arabaya atlayıp amerika'yı boydan boya katetmektedir. amacı ise çalışacak insanlara ihtiyaç duyulan alaska'ya varıp orada bir düzen kurmaktır. alexander supertramp'ın kuzeye yolculuğunu çağrıştıran bu başlangıçla beraber tam bir yol filmi izleyeceğimi düşünürken, küçük bir kasabada geceyi uyuyarak geçirmek için yolun kenarına çeken wendy'nin arabasının camı bir güvenlik görevlisi tarafından çalınır. bulunduğu arazide uyku çekmenin yasak olduğunu belirten güvenlik görevlisi, wendy'den aracını başka yere çekmesini ister. wendy marşa basar ancak arabası çalışmaz, arızalanmıştır. yasaklı araziden arabayı güvenlik görevlisinin yardımıyla iterek çıkaran wendy, kasabada tamirci ve alışveriş edebileceği market konusunda bilgi edinir. kasabadaki tek tamircinin kapalı olması üzerine siniri bozulan wendy alışveriş merkezinin yolunu tutar. ancak aksilikler onun peşini bırakmaz. kısıtlı bir bütçeyle çıktığı bu yolculukta, arabasının bozulmuş olması parasını daha dikkatli harcamasını gerektirir. bu nedenle de girdiği süpermarkette maması biten lucy için köpek maması çalmaya kalkışır. ancak marketi terkederken bir görevli onu yakalar ve bir odaya çekerler. olaydan polis haberdar edilir ve wendy karakolluk olur. kefaret bedeli olarak 50 papeli ödedikten sonra aynı günün öğle saatlerinde serbest kalır ve dosdoğru marketin yolunu tutar. çünkü alışverişe girmeden önce lucy'i marketin önüne bağlamıştır. ancak oraya vardığında lucy'nin yerinde yeller esiyordur. bozulan arabasının ardından, yol arkadaşı lucy'nin de kaybolmasıyla wendy bu kasabada tıkılıp kalır. tek yardımcısı ise buradaki ilk gününde rastladığı ilk kişi olan güvenlik görevlisi olur.

daha önce ablası ve onun eşiyle beraber yaşayan, kendisine bir düzen kurmak amacıyla çıktığı yolculukta sahibi olduğu şeylerden vazgeçmek zorunda kalan wendy'nin en yakınlarından beklediği ama alamadığı yardımı hiç tanımadığı birinden alışına, düştüğü çaresiz durumda bir hobo* gibi sokaklarda ve yollarda takılışını seyreyliyoruz film boyunca. tüm bu hikaye minimalist bir tutumla aktarılıyor bize. ve bu yönüyle de çok çekici geldi bana. son dönemde izlediğim en elle tutulur filmlerden biri.

* hobo: berduş, aylak gibi anlamlara gelir. battaniyesiyle birlikte sokaklarda takılır, kimi zaman trenlerde kaçak olarak seyahat edip şehir değiştirirler, buluşma yerlerinden biri de trenlerin geçip durduğu istasyonlardır. jack kerouac'ın "on the road"'unda, "dharma bums"'ında izleri vardır.

2 yorum:

futbol muhalifi | 25 Mayıs 2009 23:04

olm bira kıracağım bir yerlerinde. izlyeceğim filmleri şuraya yazmayın ya:D izlemeden önce bir yorum güzel oldu.

koray aykanat | 25 Mayıs 2009 23:34

izle olm sen de. ne bekletion kenarda güzelim filmi :)